Güçlü Kemikler İçin 5 Önemli Öneri
Toplumda "sessiz hastalık" olarak adlandırılan osteoporoz (kemik erimesi), ilerleyen evrelere kadar belirti vermeden gelişebilen ve kırık riskini ciddi oranda artıran kronik bir iskelet hastalığıdır. Daviva Avcılar Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Demet Tekdöş Demircioğlu, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü dolayısıyla kemik sağlığının korunması, risk faktörleri, erken tanı ve güncel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
Osteoporoz, kemik kütlesinin azalması ve kemik dokusunun yapısının bozulmasıyla seyreden ilerleyici bir hastalıktır. Canlı birer doku olan kemiklerde yapım ve yıkım hücreleri sürekli bir denge halinde çalışır. Ancak yaşlanma, hormonal değişimler ve yetersiz beslenme gibi etkenlerle bu denge bozulduğunda yıkım hızı yapımın önüne geçer ve kemikler en küçük darbelerde bile kırılacak kadar hassaslaşır. Araştırmalar, özellikle menopoz sonrası ilk 5 yılda kadınlarda kemik yoğunluğunun %20’ye kadar azalabildiğini göstermektedir.
Belirtiler ilerleyen evrelerde ortaya çıkıyor
Hastalık genellikle ilk aşamalarda hiçbir ağrı veya şikayet oluşturmaz. Bel ve sırt ağrısı, boy kısalması, kamburluk (kifoz) ve hafif düşmelerde meydana gelen kırıklar, hastalığın ilerlediği dönemlerde ortaya çıkan temel semptomlardır. Tanıda kullanılan standart yöntem ise Dual-Energy X-ray Absorptiometry (DXA) adı verilen kemik yoğunluğu ölçüm testidir. Ağrısız ve hızlı bir işlem olan DXA sayesinde kemik mineral yoğunluğu (T-skoru) belirlenerek osteopeni (ön evre) veya osteoporoz tanısı erken aşamada konulabilmektedir.
Sadece kadınları değil erkekleri de etkiliyor
Menopoz sonrası dönemde östrojen seviyesinin düşmesi nedeniyle osteoporoz 50 yaş üstü kadınlarda son derece sık görülür; Türkiye'de 50 yaş üstü kadınların yaklaşık üçte birinde bu tabloya rastlanmaktadır. Ancak sanılanın aksine osteoporoz yalnızca bir kadın hastalığı değildir. Testosteron düşüklüğü, sigara ve alkol kullanımı, hareketsizlik gibi etkenler nedeniyle 65 yaş üstü erkeklerde de ciddi oranda kemik erimesi riski bulunmaktadır. Aile öyküsünde kırık veya osteoporoz bulunan bireylerde ise risk %50’ye kadar artış göstermektedir.
Psikolojik boyutu ve yaşam kalitesine etkisi ihmal edilmemeli
Osteoporoz yalnızca fiziksel kısıtlılıklara yol açan bir kemik hastalığı olmayıp, hastaların psikolojik ve sosyal yaşamını da derinden etkileyebilmektedir. Sürekli ağrı korkusu, düşme endişesi ve kırık sonrası gelişen hareket kısıtlılığı; hastalarda bağımlılık hissi, sosyal izolasyon, özgüven kaybı, anksiyete ve depresyon riskini artırmaktadır. Araştırmalar osteoporoz tanısının yaşam kalitesinde %30'a varan düşüşlere yol açabildiğini göstermektedir. Bu nedenle tedavi sürecinde yalnızca kemik sağlığına odaklanılmamalı; destek grupları, psikolojik danışmanlık, mindfulness ve nefes egzersizleri gibi ruhsal dayanıklılığı artıran yaklaşımlarla hastaların bütüncül yaşam konforu da korunmalıdır.
Güçlü kemikler için günlük yaşamda alınabilecek önlemler:
Erken yaşlardan itibaren doğru yaşam alışkanlıklarını benimsemek, ileri yaşlarda oluşabilecek kırık riskine karşı en güçlü kalkandır.
- Kalsiyum Alımına Özen Gösterin: Yetişkinlerin günlük 1000–1200 mg kalsiyum ihtiyacı bulunmaktadır. Süt, yoğurt, peynir ve yeşil yapraklı sebzeler kalsiyum bakımından zengindir.
- D Vitamini Dengenizi Koruyun: Kalsiyumun emilimi için şart olan D vitamini için ise günde 15–20 dakika güneş ışığından faydalanmak büyük önem taşır.
- Düzenli Egzersiz Yapın: Yürüyüş, hafif ağırlık antrenmanları ve merdiven çıkmak kemik yapımını doğrudan destekler. Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önerilmektedir.
- Zararlı Alışkanlıklardan Uzak Durun: Sigara kemik yapıcı hücrelerin aktivitesini baskılarken, alkol kalsiyum emilimini düşürerek kemik erimesini hızlandırabilmektedir.
- Kemik Ölçümlerinizi İhmal Etmeyin: Kemik sağlığını korumak için yaşa ve risk faktörleri değerlendirmesine göre kemik ölçümü yaptırmak çok önemlidir.