Siyahın İçinden Bir Kırmızı Şeker
Farkında olmadan aklını, bedenini, hatta tüm benliğini yavaş yavaş kaybediyordu. Adeta gündüzü geceye, geceyi gündüze çeviriyordu. Geceleri kabuslardan uyuyamıyor, gündüzleri ise insanların yüzlerindeki o yabancılaşmadan kaçıyordu.
Bir zamanlar bütün dünyası oyunlardan ibaretti. Her şeye güler, her şeyi kolayca önemserdi. Sonra bir gün durdu. Aynaya baktı. Karşısındaki yüz artık ona aitmiş gibi gelmiyordu.
Göz kenarlarından aşağıya doğru çizgiler inmiş, dudaklarının kıvrımları aşağı doğru eğilmişti. Gözlerinde ise korkunun bıraktığı o ağır boşluk vardı.
Sonra fark etti: Her şey siyah ve beyaz görünüyordu.
Kendini odada bir eşyadan diğerine savuruyor, çiçeklerine, kitaplarına, duvarlarına bakıyordu. Ama onlar sadece siyahtı. Sessiz, renksiz, hareketsiz...
Kafasını duvara yaslayıp uyumaya çalıştı. Elinde bir ıslaklık hissetti. Kan.
Bir anda dışarı fırladı.
Sokağa baktı. Gökyüzü beyazdı. Güneş sanki ışığını kaybetmişti. Ağaçlar vardı, insanlar vardı, hayat vardı ama hiçbirinde renk yoktu.
Artık dayanamıyordu.
Koştu. Koştukça nefesi kesildi. Etrafındaki insanlar ona bakıyor, kimileri bir şeyler soruyor, kimileri yardım etmeye çalışıyordu. Ama o yalnızca bağırıyor, ağlıyor ve kendini susturamıyordu.
Derken bir çocuk gördü.
Çocuk, vitrinin önünde duran küçük bir şeye bakıyordu. Belki de dünyanın en sıradan şeyi: bir şeker.
Bir an sonra şeker yere düştü.
Ve o, yere düşen şekerin kırmızı olduğunu gördü.
Bir anda dizlerinin üzerine çöktü. Çocuğa sarılıp ağlamaya başladı.
Nefes alıp verdikçe, sanki yavaş yavaş renkler geri geliyordu. Önce kırmızı... Sonra diğer renkler.
Ufacık çocuğun yüzüne baktı.
Teşekkür etti.
Çünkü o an, çocuğun elindeki küçücük şeker ona yalnızca bir renk göstermemişti. Ona, hâlâ görebildiğini hatırlatmıştı.
Göğsünün içinde bir parıltı hissetti. Küçücük ama sıcacık bir parıltı...
İçine huzur verdi.
Sonrasını hatırlamıyordu.
Belki de bazı anların devamını hatırlamaya gerek yoktur.
Çünkü insan bazen bütün hayatını değiştirecek şeyi büyük olaylarda değil, yere düşmüş küçücük kırmızı bir şeker de bulur.
Ve belki de mesele renkleri kaybetmek değildir.
Mesele, karanlığın içinde hâlâ kırmızıyı görebilecek bir yanımızın olup olmadığını fark etmektir.